Search on this blog

Search on this blog

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), yoğun ve sarsıcı bir psikolojik travma deneyiminin ardından ortaya çıkabilen ciddi bir ruhsal sorun olarak tanımlanır. Bu durum kişinin günlük yaşamını zorlaştırsa da, bazı bireyler zorlu süreçlerin ardından travma sonrası büyüme yaşayarak daha güçlü baş etme becerileri geliştirebilir. Tüm bu yönleriyle TSSB, yalnızca bir rahatsızlık değil, aynı zamanda dönüşüm potansiyeli de barındıran bir süreçtir.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Nedenleri

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), travmatik olaylara maruz kaldıktan sonra gelişen ciddi bir psikolojik bozukluktur. Amerikan Psikiyatri Derneği’ne göre TSSB; travmanın tekrar yaşantılanması (istemsiz anılar, kabuslar, flashbackler), travmayı hatırlatan durumlardan kaçınma, duygu ve bilişte olumsuz değişimler ve aşırı uyarılmışlık belirtileri (artan fizyolojik tepkiler, irritabilite, öfke veya saldırganlık) gibi semptomlarla karakterizedir (Keane ve ark., 2006). TSSB, günlük işlevselliği önemli ölçüde bozabilir, sosyal ve mesleki yaşamda ciddi sorunlara yol açabilir ve depresyon ve anksiyete gibi diğer psikolojik bozukluklara yatkınlığı artırabilir.

TSSB’nin nedenleri çok boyutludur ve travma öncesi, travma sırası ve travma sonrası faktörler olarak üç başlıkta incelenir:

  • Travma Öncesi Faktörler: Araştırmalar, önceden yaşanan travmalar, çocukluk çağı istismarları veya mevcut psikiyatrik rahatsızlıkların TSSB gelişme riskini belirgin şekilde artırdığını göstermektedir (Brewin ve ark., 2000). Özellikle çocukluk dönemi duygusal, fiziksel veya cinsel istismar öyküsü olan bireyler, yetişkinlikte travmatik olaylara karşı daha yüksek duyarlılık göstermektedirler. Ayrıca, cinsiyet, sosyoekonomik durum ve toplumsal rollerin de TSSB gelişiminde etkili olabilir. Örneğin, kadınların ve düşük sosyoekonomik grupların, yapısal eşitsizlikler ve toplumsal beklentiler nedeniyle daha yüksek risk altında olduğu bulunmuştur (Wilker ve ark., 2021).

  • Biyolojik, Psikolojik ve Çevresel Etkenler: TSSB, biyolojik yatkınlık, psikolojik hassasiyetler ve çevresel koşulların etkileşimi ile ortaya çıkar:
    • Biyolojik faktörler: Genetik yatkınlıklar, özellikle hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) ekseni işlevlerinde bozulmalara yol açabilir; bu da stres tepkisini etkiler (Aykaç & Kalkan, 2021).
    • Beyin yapısındaki değişiklikler: Araştırmalar, hipokampus ve amigdala gibi travma ve korku işleme süreçlerinde kritik öneme sahip bölgelerde yapısal ve işlevsel farklılıklar olduğunu göstermektedir (Apfel ve ark., 2011).
    • Psikolojik faktörler: Uyumsuz başa çıkma mekanizmaları, bilişsel çarpıtmalar ve olumsuz inançlar, TSSB semptomlarını artırabilir ve iyileşmeyi zorlaştırabilir (Frazier ve ark., 2011).

  • Travmanın Niteliği ve Türü: Travmanın türü ve bağlamı, TSSB gelişme olasılığını doğrudan etkiler:
    • Askeri travmalar: Savaş ve çatışmalara katılan askerlerde, sivil nüfusa kıyasla TSSB görülme oranları çok daha yüksektir (Wisco ve ark., 2014).
    • Doğal afetler: Deprem, sel veya yangın gibi kontrolün kaybedildiği durumlar, TSSB riskini artırır (Worthington ve ark., 2020).
    • Yakın partner şiddeti ve cinsel saldırı: Özellikle cinsel travmalar, yüksek oranda TSSB ile ilişkilendirilir ve sıklıkla disosiyatif semptomlarla birlikte seyreder (Mahoney ve ark., 2019).

  • Travma Sonrası Faktörler: Travma sonrasında kişinin çevresel destek sistemleri ve duygusal tepkileri TSSB gelişimini belirgin şekilde etkiler (Zhang ve ark., 2021):
    • Düşük sosyal destek: Travma sonrası yeterli sosyal destek bulunmaması, TSSB riskini artırır.
    • Psikolojik ilkyardım: Travma sonrası hızlı ve uygun destek, TSSB semptomlarının gelişmesini önleyici bir etki yaratabilir
    • Tekrarlayan olumsuzluklar: Travmadan sonra yeni stresörlere veya travmalara maruz kalmak, bozukluğu şiddetlendirebilir.

  • Kültürel ve Sistemsel Etkenler: Toplumsal damgalama ve psikolojik destek arayışındaki engeller, bireylerin yardım almasını zorlaştırarak TSSB riskini artırabilir (Christiansen & Berke, 2020). Ayrıca, tekrarlayan travmatik yaşantıların kümülatif etkisi, bozukluğun kronikleşmesine katkıda bulunur.

  • Fiziksel Sağlıkla İlişkisi: TSSB yalnızca ruhsal değil, bedensel sağlık üzerinde de olumsuz etkiler yaratır. Çalışmalar, TSSB’nin;
    • Kalp-damar hastalıkları,
    • Otoimmün bozukluklar
    • Metabolik sendrom gibi sağlık sorunlarıyla ilişkili olduğunu göstermektedir (Krantz ve ark., 2021). Bu nedenle TSSB’nin tedavisinde zihinsel ve fiziksel sağlığı bütüncül ele alan yaklaşımlar büyük önem taşır.

  • Özel Popülasyonlarda TSSB: Son yıllarda yapılan araştırmalar, TSSB’nin belirli risk gruplarında daha sık görüldüğünü ortaya koymaktadır:
    • Sağlık çalışanları: Pandemiler gibi yüksek stresli koşullarda TSSB riski artmaktadır (Ertan ve ark., 2021).
    • Doğum sonrası kadınlar: Bazı kadınlarda doğum deneyimine bağlı TSSB semptomları görülebilir (Dikmen‐Yıldız ve ark., 2017).

Bu durum, farklı popülasyonlara yönelik özelleştirilmiş tedavi ve önleme stratejilerinin gerekliliğini göstermektedir.

Travma Sonrası Stres Bozukluğunda (TSSB) Görülen Belirtiler

TSSB belirtileri kişiden kişiye değişmekle birlikte, genellikle dört ana belirti kümesi altında incelenir: Yeniden hatırlatma, Kaçınma davranışları, Ruh halinde değişimler ve Aşırı uyarılma belirtileridir.

  • Yeniden Hatırlatma (Intrusive Memories): Travmaya dair tekrarlayan, istemsiz ve rahatsız edici hatıralar, olayla ilgili kabuslar ve kişinin kendisini travmayı yeniden yaşıyormuş gibi hissettiği flashbackler ile karakterizedir. Araştırmalar, özellikle yakın partner şiddeti yaşayan bireylerde bu belirtilerin belirgin şekilde arttığını göstermektedir (Lahav, 2022).

  • Kaçınma Davranışmaları (Avoidance Symptoms): Bireylerin travmaya dair düşüncelerden, duygulardan veya hatırlatıcı uyaranlardan uzak durma çabasıdır. Bu durum genellikle, travmayı hatırlatan belirli kişilerden, yerlerden, konuşmalardan veya aktivitelerden kaçınma şeklinde ortaya çıkar. Bu kaçınma davranışı, kişinin sosyal ilişkilerden kopmasına ve yalnızlık hissinin artmasına neden olabilir. Travmayı hatırlatan tetikleyicilerden kaçamamak ise çaresizlik ve umutsuzluk duygularını yoğunlaştırarak TSSB semptomlarını daha da ağırlaştırabilir (Bainton ve ark., 2023).

  • Ruh Halinde Değişimler: Kendine, başkalarına veya dünyaya dair olumsuz inançlar, sürekli olumsuz duygular (örneğin korku, öfke, suçluluk, utanç), insanlardan kopmuşluk hissi ve önceden keyif alınan aktivitelerde ilgi kaybı gibi durumları içerir.

  • Aşırı Uyarılma Belirtileri (Hyperarousal Symptoms): Aşırı uyarılmışlık, bireyin potansiyel tehditlere karşı sürekli yüksek tetikte olmasıyla karakterizedir. Bu belirtiler arasında şunlar bulunur: Sinirlilik ve öfke patlamaları, Agresif veya kendine zarar verici davranışlar, Uyku problemleri, Kolay irkilme ve artmış korku tepkileri (Sitko-Dominik ve Jakubowski, 2021).

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Evreleri

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), travmatik bir olaya maruz kalma ya da tanıklık etme sonrasında ortaya çıkan, karmaşık bir ruh sağlığı durumudur. Son yıllarda yapılan çalışmalar, TSSB’nin yalnızca semptomlardan ibaret olmadığını, aynı zamanda belirgin evreler halinde ilerleyen bir süreç olduğunu ortaya koymuştur. Bu evreleri anlamak hem belirtilerin seyrini kavramak hem de uygun tedavi planlarını oluşturmak açısından önemlidir.

  • Travmatik Olayın Hemen Sonrası (Evre 0): Travmatik olaya maruz kalındıktan hemen sonra, bireylerde akut stres tepkileri görülebilir. Bu dönemde şok, inkâr, kafa karışıklığı, huzursuzluk ve yoğun kaygı gibi belirtiler yaygındır. Çoğu kişi bu dönemi geçici bir şekilde atlatır; ancak sosyal destek eksikliği, yüksek stres veya düşük psikolojik dayanıklılık, bireyin TSSB geliştirme riskini artırabilir (Ritov ve ark., 2014).

  • Belirtilerin Başlangıcı (Evre 1): Travmadan sonraki haftalar içinde bazı bireylerde TSSB belirtileri belirginleşmeye başlar. İstemsiz anılar ve flashbackler, travmayı hatırlatan durum ve kişilerden kaçınma,artan uyarılmışlık ve bedensel tepkiler bu dönemde görülür (Ritov ve ark., 2014)

  • Kronik Evre (Evre 2): Eğer belirtiler bir aydan uzun süre devam ederse, TSSB kronik olarak tanımlanır. Bu evrede yoğun duygusal sıkıntı, sosyal ilişkilerde bozulma, bilişsel işlevlerde zorluklar ön plana çıkar (Ritov ve ark., 2014).

  • Şiddetli Evre (Evre 3): Bu evrede TSSB semptomları çok daha ağır seyreder ve sıklıkla depresyon, anksiyete veya diğer psikiyatrik sorunlarla birlikte görülür. Ve bu aşamada genellikle yoğun terapötik müdahaleler ve bazen de ilaç tedavisi gerekebilir (Ritov ve ark., 2014).

TSSB, belirtilerin zamanla değişebildiği, farklı evreler halinde ilerleyen karmaşık bir bozukluktur. Bu evreleri anlamak, kişiye özel tedavi planları geliştirmek açısından kritik öneme sahiptir. Erken dönemde yapılacak psikososyal destek, bireysel dayanıklılığı artıran müdahaleler ve uygun terapi teknikleri, hem semptomların şiddetini azaltabilir hem de iyileşme sürecini hızlandırabilir. Eğer erken tanı konulmaz ve gerekli psikolojik müdahaleler yapılmazsa TSSB’ye aşağıdaki bozukluklar eşlik etmektedir ki bu durumda kişinin yaşadığı olumsuz durumları zorlaştırmaktadır:

  • Anksiyete
  • Depresyon
  • Yeme bozuklukları
  • Duygudurum bozuklukları

Travma Sonrası Büyüme (TSB)

Travma Sonrası Büyüme (TSB), bireylerin zorlayıcı yaşam olayları, travmalar veya büyük krizler sonrasında yaşayabileceği olumlu psikolojik değişimleri ifade eden bir kavramdır. Bu yaklaşım, travmanın genellikle bilinen olumsuz etkilerine—örneğin Travma Sonrası Stres Bozukluğu’na (TSSB)—karşıt bir bakış sunar. Kavram, ilk olarak Tedeschi ve Calhoun tarafından 1996 yılında tanımlanmıştır. Araştırmacılar, TSB’yi, travmatik bir deneyimle başa çıkmaya çalışırken kişinin yaşamında ortaya çıkabilen kişisel gelişim süreci olarak açıklamışlardır (Panagioti ve ark., 2014). Bu anlayış, travmanın yalnızca yıkıcı bir etki yaratmadığını, aynı zamanda bireyin yeniden güçlenmesine, hayata dair yeni anlamlar keşfetmesine ve yaşam kalitesini artırmasına katkı sağlayabileceğini vurgular.

Araştırmalar, TSB’yi genellikle 5 temel boyut üzerinden ele almaktadır (Li ve ark., 2014):

  • İlişkilerde Derinleşme: Travma sonrasında bazı bireyler, daha anlamlı, yakın ve samimi ilişkiler kurmaya yönelir. Sosyal destek sistemlerinin güçlenmesi, iyileşme sürecinde önemli bir rol oynar

  • Yeni Olanaklar ve Farklı Yollar: Zorlayıcı yaşam deneyimleri, bireylerin daha önce düşünmedikleri yeni fırsatlara yönelmelerine neden olabilir. Bu, kariyer değişiklikleri, yeni hobiler edinme ya da travma ile ilgili toplumsal projelerde aktif rol alma gibi farklı şekillerde ortaya çıkabilir.

  • Hayatta Daha Fazla Değer Verme: Travmatik bir deneyim sonrası bireyler, yaşamın kırılganlığını ve değerini daha derin bir biçimde fark edebilir. Bu farkındalık, daha güçlü bir minnettarlık duygusu ve yaşamdan daha fazla keyif alma eğilimini beraberinde getirir.

  • Kişisel Güçlenme: Travmanın üstesinden gelen bireyler, daha dayanıklı, daha öz-yeterlik sahibi ve gelecekteki zorluklarla baş edebilme konusunda daha güvenli hissedebilirler.

  • Manevi ve Varoluşsal Değişimler: Bazı kişiler için travma, inançlar, değerler ve yaşam amaçları üzerine yeniden düşünme sürecini tetikler. Bu da manevi gelişimi artırabilir ve yaşamın anlamına dair daha derin bir farkındalık kazandırabilir.

Tüm bunlar düşünüldüğünde, Travma Sonrası Büyüme (TSB), travmanın yıkıcı etkilerinin ötesine geçen ve bireylerin yaşamlarında pozitif psikolojik dönüşümler yaratan karmaşık bir süreçtir. Bu değişimler; daha güçlü ilişkiler, artan kişisel dayanıklılık, yaşamı daha fazla takdir etme, yeni fırsatları keşfetme, manevi gelişim ve daha bilinçli bir yaşam bakışı gibi boyutlarda kendini gösterir. Bu psikolojik değişimleri anlamak, terapi ve psikolojik danışma süreçlerinde önemli bir rehber sağlar. Terapötik yaklaşımlar; dayanıklılığı artırma, sosyal destek ağlarını güçlendirme ve kişisel keşfi teşvik etme üzerine odaklandığında, bireylerin iyileşme yolculukları daha anlamlı ve etkili hale gelebilir (Ying ve Liao, 2023).

Şema Terapi ve Duygu Odaklı Terapi Bağlamında Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile Baş Etme

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ile baş etmek zorlayıcı görünse de Şema ve Duygu Odaklı Terapi yaklaşımlarının bütünleştirilerek bir müdahale aracı olarak kullanılması umut vadeden etkili sonuçlar sunmaktadır. Her iki terapi modeli de duygusal deneyimlerin anlaşılmasına ve işlevsiz bilişsel şemaların yeniden yapılandırılmasına odaklanır. Bu sayede danışanlara, semptomlarını yönetmede kullanabilecekleri güçlü ve işlevsel araçlar kazandırılır.

TSSB ile Baş Etmede Şema Terapinin Rolü

Şema Terapi, Jeffrey Young tarafından geliştirilmiş, bireyin yaşamının erken döneminde oluşan ve bugününü etkileyen uyumsuz şemaları tanımlayıp dönüştürmeyi hedefleyen bir yaklaşımdır. TSSB, özellikle güven, değer, bağlılık ve güvenlik algılarıyla ilişkili olumsuz şemaları daha da güçlendirebilir. Bu nedenle şema terapide aşağıdaki temel adımlar uygulanır:

  • Uyumsuz Şemaların Tanımlanması: Travmatik deneyimler, bireyin kendisi ve çevresiyle ilgili algılarını derinden etkiler. Şema terapi, danışanın abandonment (terk edilme), mistrust (güvensizlik) ve defectiveness (kusurluluk) gibi yaygın şemalarını fark etmesine yardımcı olur. Danışan, bu şemaların duygusal tepkileri nasıl şekillendirdiğini daha net görmeye başlar.

  • Bilişsel Yapıların Yeniden Şekillendirilmesi: Bu müdahalenin amacı, olumsuz varsayımları ve inançları sorgulamak ve daha sağlıklı alternatifleri ile değiştirmektir. Örneğin, “Ben sevilmeye değersizim” inancına sahip bir danışanla, şema terapi çerçevesinde bu düşünce ele alınır ve daha dengeli, işlevsel bir öz algı oluşturulması hedeflenir. Böylece kişi, travmatik anılarını farklı bir bakış açısıyla yeniden anlamlandırabilir ve kendine dair güçlendirici bir hikâye geliştirebilir.

  • Duygu Düzenleme Beceriler: TSSB yaşayan bireylere yoğun duyguları yönetmeyi de öğretilir.

TSSB ile Baş Etmede Duygu Odaklı Terapi

Duygu Odaklı Terapi (DOT), bireylerin duygusal deneyimlerini anlamalarına, dönüştürmelerine ve sağlıklı şekilde ifade etmelerine yardımcı olan güçlü bir yaklaşımdır. DOT, duyguların insan işleyişindeki temel rolüne vurgu yapar ve travma sonrası iyileşme sürecinde duygusal işleme kapasitesini artırmayı hedefler.

  • Duygulara Erişim ve Farkındalık: TSSB’de en sık karşılaşılan durumlardan biri, bireyin travmatik anılara bağlı duygulardan kaçınması veya bu duyguları bastırmasıdır. DOT, danışanın bu duygulara güvenli bir terapötik ortamda temas etmesine yardımcı olur. Bastırılmış veya ifade edilemeyen duygular, bu aşamada tanınır ve işlenir.

  • Duygusal Tepkilerin Dönüştürülmesi: DOT, danışana duygularını daha sağlıklı bir şekilde düzenleme ve ifade etme becerisi kazandırır. Örneğin, yoğun korku veya suçluluk duyguları üzerinde çalışılırken, imgeleme ve içsel diyalog teknikleri kullanılabilir. Bu sayede danışan, travma ile ilişkili olumsuz duygulara daha dengeli bir yaklaşım geliştirebilir.

  • Duygusal Anlayış ve Empati Geliştirme: DOT, sadece bireyin kendi duygularını değil, başkalarının duygularını da daha iyi anlamasına yardımcı olur. Bu süreç, özellikle travma sonrası ilişkilerde empati, güven ve yakınlık duygularının yeniden inşasına katkı sağlar.

    Bu iki yaklaşımı bir arada kullanıldığında ise TSSB tedavisinde bütüncül bir iyileşme çerçevesi sunar:
  • Şema Terapi, bireyin travma ile ilişkili işlevsiz inançlarını ve erken dönem uyumsuz şemalarını keşfetmesini sağlar.

  • DOT, bu inançlara bağlı duygusal deneyimlerin işlenmesini ve duygusal iyileşmeyi destekler.

Bu iki yöntemin entegrasyonu, danışanın hem travmayı yeniden anlamlandırmasını hem de yoğun duygusal yükü sağlıklı bir biçimde düzenlemesini kolaylaştırır. Böylece kişi, daha bütünlüklü bir iyileşme sürecine girer.

Psikolojik Travma

Son olarak Psikolojik Travmadan bahsetmek, bu makalede için işlevsel olacaktır. Psikolojik travma, bireylerin baş etme kapasitesini aşan zorlayıcı olaylara maruz kaldıklarında ortaya çıkan duygusal ve psikolojik tepkileri ifade eder. Travma, kişinin ruhsal sağlığını ve genel yaşam kalitesini derinden etkileyebilir. Psikolojik travma, bireyin yaşadığı ya da tanıklık ettiği zorlayıcı olaylar sonucunda ortaya çıkan duygusal ve psikolojik etkileri kapsar. Bu olaylar arasında kazalar, doğal afetler, şiddet, istismar veya kayıplar yer alabilir. DSM-5’e göre travma, “gerçek ya da tehdit edilen ölüm, ciddi yaralanma veya cinsel şiddete doğrudan maruz kalma ya da tanıklık etme” olarak tanımlanır (Goddard ve ark., 2022). Psikolojik travmanın etkileri, bireyin maruz kaldığı olayın türüne, süresine ve bağlamına göre değişir. Aşağıda travmayı tetikleyen başlıca faktörler açıklanmıştır:

  • Akut Stresörler: Trafik kazaları, fiziksel saldırılar veya cinsel şiddet bu gruba örnektir. Bu tür yaşantılar, hem ani duygusal tepkilere hem de uzun vadeli psikolojik etkilenmelere yol açabilir (Staton ve ark., 2023)

  • Kronik Stresörler: Uzun süreli veya tekrarlayan zorlayıcı yaşantılar, kümülatif bir psikolojik yük oluşturarak travmaya neden olabilir. Örneğin, sürekli aile içi şiddete maruz kalmak, ihmal ve istismar mağduru olmak gibi.

  • Doğal Afetler: Çalışmalar, doğal afetlerden etkilenen bireylerin TSSB’ye karşı daha yüksek risk altında olduğunu göstermektedir (Ekanayake ve ark., 2013).

  • Dolaylı Travma: Bazı bireyler, başkalarının travmatik deneyimlerine maruz kaldıkları için travma belirtileri gösterebilir. Özellikle sağlık çalışanları, psikologlar, gazeteciler ve ilk müdahale ekipleri, sürekli travmatik hikâyelerle karşılaştıklarında duygusal tükenme ve travma benzeri semptomlar yaşayabilirler (MacDonald ve ark., 2022).

  • Zorunlu Göç ve Mülteci Deneyimleri: Sürekli belirsizlik, sosyal izolasyon ve kayıplar, bu bireylerde psikolojik travmanın etkilerini derinleştirebilir (Dalgaard & Montgomery, 2015).

  • Tarihsel ve Kültürel Travmalar: Bazı topluluklar, kolektif travmalar nedeniyle kuşaklar boyunca süren psikolojik etkiler yaşayabilir. Irkçılık, zorunlu göç, soykırım veya sömürgecilik gibi deneyimler, bireysel kimlik ve aidiyet duygularını etkileyebilir; ayrıca topluluk düzeyinde sosyal adaletsizlik hissini besleyebilir (Bloom, 2023).

  • Kayıp ve Yas: Araştırmalar, travmaya maruz kalan kişilerin yakınlarının veya bakım verenlerinin de ikincil travma yaşayabildiğini ve yoğun kaygı, suçluluk veya korku geliştirebildiğini göstermektedir (Blix ve ark., 2024).

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Travma sonrası stres bozukluğu ne kadar sürer?

Kişiden kişiye değişir; belirtiler haftalar sürebileceği gibi aylarca veya yıllarca devam edebilir.

Travmalar insanı nasıl etkiler?

Travmalar; duygusal, bilişsel ve fiziksel düzeyde etkiler yaratarak kaygı, korku, uyku sorunları ve güven kaybına yol açabilir.

Travmalı kişiye nasıl davranılmalı?

Anlayışlı, sabırlı, yargılamayan ve güven veren bir tutum sergilenmelidir.

Psikolojik şok nedir?

Ani ve beklenmedik bir olay sonrası gelişen, kişinin duygusal ve zihinsel işlevlerini geçici olarak zorlayan bir durumdur.

Duygusal travmalar nelerdir?

Kaygı, suçluluk, utanç, kayıp, ayrılık, istismar veya reddedilme gibi duygusal olarak sarsıcı yaşantılardır.

Travma sonrası stres bozukluğuna ne iyi gelir?

Psikoterapi, sosyal destek, nefes egzersizleri, mindfulness ve gerektiğinde ilaç tedavisi faydalı olabilir.

TSSB anksiyete mi?

Hayır. TSSB, anksiyeteyle ilişkili olabilir ama ayrı bir psikolojik bozukluktur.

Ağır psikolojik travmalar nelerdir?

Savaş, doğal afet, cinsel saldırı, ciddi kazalar, ani kayıplar ve uzun süreli şiddet gibi yaşantılar ağır travmalara örnektir.

Erken dönem yaşantılar TSSB riskini nasıl etkiler?

Çocuklukta ihmal, istismar veya güvensiz bağlanma yaşayan bireylerde TSSB gelişme riski daha yüksektir.

Travma olduğu nasıl anlaşılır?

Sürekli tetikte olma, kabuslar, kaçınma davranışları, yoğun kaygı ve duygusal dengesizlik travma belirtileri olabilir.

Geçmiş travmalar nedir?

Daha önce yaşanan ama etkileri hâlâ devam eden, tetikleyicilerle yeniden canlanan travmatik deneyimlerdir.

TSSB krizi nedir?

Travma anısının tetiklendiği, yoğun kaygı, panik, flashback ve duygusal çöküşle seyreden ani kriz durumudur.

Travmalar zekayı etkiler mi?

Evet. Uzun süreli travmalar dikkat, hafıza ve problem çözme becerilerini olumsuz etkileyebilir

Travmalar atlatılabilir mi?

Evet. Uygun terapi, sosyal destek ve sağlıklı başa çıkma yollarıyla travmalar işlenip etkileri azaltılabilir.

Beyin travmaları siler mi?

Hayır, beyin travmaları silmez; ancak terapi ile bu anıların yarattığı duygusal yük hafifletilebilir.

Kaynakça      

Apfel, B., Ross, J., Hlavin, J., Meyerhoff, D., Metzler, T., Marmar, C., … & Neylan, T. (2011). Hippocampal volume differences in gulf war veterans with current versus lifetime posttraumatic stress disorder symptoms. Biological Psychiatry, 69(6), 541-548. https://doi.org/10.1016/j.biopsych.2010.09.044

Aykaç, A. and Kalkan, R. (2021). Epigenetic approach to ptsd: in the aspects of rat models. Global Medical Genetics, 09(01), 007-013. https://doi.org/10.1055/s-0041-1736633

Bainton, J., Trachtenberg, F., McCrindle, B., Wang, K., Boruta, R., Brosig, C., … & Mussatto, K. (2023). Prevalence and associated factors of post-traumatic stress disorder in parents whose infants have single ventricle heart disease. Cardiology in the Young, 33(11), 2171-2180. https://doi.org/10.1017/s1047951122004012

Brewin, C., Andrews, B., & Valentine, J. (2000). Meta-analysis of risk factors for posttraumatic stress disorder in trauma-exposed adults.. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 68(5), 748-766. https://doi.org/10.1037/0022-006x.68.5.748

Christiansen, D. and Berke, E. (2020). Gender- and sex-based contributors to sex differences in ptsd. Current Psychiatry Reports, 22(4). https://doi.org/10.1007/s11920-020-1140-y

Dikmen‐Yildiz, P., Ayers, S., & Phillips, L. (2017). The prevalence of posttraumatic stress disorder in pregnancy and after birth: a systematic review and meta-analysis. Journal of Affective Disorders, 208, 634-645. https://doi.org/10.1016/j.jad.2016.10.009

Ertan, D., Hingray, C., Burlacu, E., Sterlé, A., & El‐Hage, W. (2021). Post-traumatic stress disorder following childbirth. BMC Psychiatry, 21(1). https://doi.org/10.1186/s12888-021-03158-6

Frazier, P., Gavian, M., Hirai, R., Park, C., Tennen, H., Tomich, P., … & Tashiro, T. (2011). Prospective predictors of posttraumatic stress disorder symptoms: direct and mediated relations.. Psychological Trauma Theory Research Practice and Policy, 3(1), 27-36. https://doi.org/10.1037/a0019894

Keane, T., Marshall, A., & Taft, C. (2006). Posttraumatic stress disorder: etiology, epidemiology, and treatment outcome. Annual Review of Clinical Psychology, 2(1), 161-197. https://doi.org/10.1146/annurev.clinpsy.2.022305.095305

Krantz, D., Shank, L., & Goodie, J. (2021). Post-traumatic stress disorder (ptsd) as a systemic disorder: pathways to cardiovascular disease. article in press, health psychology, 2021… https://doi.org/10.31219/osf.io/ypkcm

Lahav, Y. (2022). Hyper-sensitivity to the perpetrator and the likelihood of returning to abusive relationships. Journal of Interpersonal Violence, 38(1-2), 1815-1841. https://doi.org/10.1177/08862605221092075

Li, Y., Cao, F., Cao, D., & Liu, J. (2014). Nursing students’ post‐traumatic growth, emotional intelligence and psychological resilience. Journal of Psychiatric and Mental Health Nursing, 22(5), 326-332. https://doi.org/10.1111/jpm.12192

Mahoney, C., Lynch, S., & Benight, C. (2019). The indirect effect of coping self-efficacy on the relation between sexual violence and ptsd symptoms. Journal of Interpersonal Violence, 36(21-22), 9996-10012. https://doi.org/10.1177/0886260519881525

Ritov, G., Ardi, Z., & Richter‐Levin, G. (2014). Differential activation of amygdala, dorsal and ventral hippocampus following an exposure to a reminder of underwater trauma. Frontiers in Behavioral Neuroscience, 8. https://doi.org/10.3389/fnbeh.2014.00018

Sitko-Dominik, M. and Jakubowski, T. (2021). Traditional male role norms, social support, and symptoms of post-traumatic stress disorder among male polish police officers. Journal of Police and Criminal Psychology, 37(2), 392-406. https://doi.org/10.1007/s11896-021-09438-x

Wilker, S., Kolassa, S., Ibrahim, H., Rajan, V., Pfeiffer, A., Catani, C., … & Kolassa, I. (2021). Sex differences in ptsd risk: evidence from post-conflict populations challenges the general assumption of increased vulnerability in females. European Journal of Psychotraumatology, 12(1). https://doi.org/10.1080/20008198.2021.1930702

Wisco, B., Marx, B., Wolf, E., Miller, M., Southwick, S., & Pietrzak, R. (2014). Posttraumatic stress disorder in the us veteran population. The Journal of Clinical Psychiatry, 75(12), 1338-1346. https://doi.org/10.4088/jcp.14m09328

Worthington, M., Mandavia, A., & Richardson-Vejlgaard, R. (2020). Prospective prediction of ptsd diagnosis in a nationally representative sample using machine learning. BMC Psychiatry, 20(1). https://doi.org/10.1186/s12888-020-02933-1

Ying, X. and Liao, S. (2023). Thriving after trauma in emotional livelihood journalism in china: vicarious exposure to trauma and vicarious post-traumatic growth among journalists. Journalism, 25(6), 1401-1421. https://doi.org/10.1177/14648849231183513

Zhang, R., Hou, T., Kong, X., Wang, G., Wang, H., Xu, S., … & Tang, Y. (2021). Ptsd among healthcare workers during the covid-19 outbreak: a study raises concern for non-medical staff in low-risk areas. Frontiers in Psychiatry, 12. https://doi.org/10.3389/fpsyt.2021.696200

Dr. Psikolog Beyhan Ceren Şenalp

Dr. Psikolog Beyhan Ceren Şenalp, Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden tam burslu mezun olan Dr. Şenalp, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini Pamukkale Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı’nda tamamladı.