Search on this blog

Search on this blog

Depresif Bozukluklar

Depresif bozukluk, toplumda en sık görülen ruhsal sorunlardan biridir ve çoğu zaman günlük yaşamı derinden etkileyen sonuçlara yol açar. Depresyon belirtileri arasında umutsuzluk, ilgi kaybı, uyku ve iştah değişiklikleri yer alırken, geçmişte “melankoli hastalığı” olarak adlandırılan bu durum bugün daha geniş bir klinik çerçevede ele alınmaktadır. Erken tanı ve doğru destek yöntemleri, bu sürecin daha sağlıklı şekilde yönetilmesine yardımcı olabilir. Depresif bozukluk, bir duygudurum bozukluğu olarak sınıflandırılır ve temelinde yaygın üzüntü ya da duygu durumunu düzenlemede yetersizlik bulunan çeşitli psikiyatrik durumları kapsar. Başlıca iki önemli türü vardır: Majör Depresif Bozukluk (MDB) ve Süreğen Depresif Bozukluk (SDB), önceki adıyla distimi. MDB, en az iki hafta süren ve bireyin günlük yaşamını sürdürmesini belirgin biçimde engelleyen ağır belirtilerle tanımlanır (Andrews ve ark., 2007). SDB ise yetişkinlerde en az iki yıl devam eden, görece daha hafif ancak işlevselliği yine de bozan kronik düşük duygu durumu ile karakterizedir (Andrews ve ark., 2007).

Depresif bozukluklar, biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin karmaşık etkileşiminden kaynaklanır.

  • Biyolojik faktörler arasında öne çıkan unsurlardan biri nöroinflamasyondur. Günümüzde depresyonla ilişkili önemli bir patojenik faktör olarak kabul edilmektedir. Artmış proinflamatuar sitokin düzeyleri, anhedoni ve bilişsel işlev bozukluğu gibi belirtilere yol açarak bağışıklık sisteminin depresif bozuklukların patolojisindeki rolünü ortaya koymaktadır (Evilia ve ark., 2021).
  • Psikolojik faktörler de depresif bozuklukların etiyolojisinde önemli rol oynar. Travmatik deneyimler ve işlevsiz başa çıkma mekanizmaları, depresyona karşı savunmasızlığı artırabilir. Olumsuz yaşam olayları, özellikle diğer psiko-sosyal stresörlerle birleştiğinde, depresyonun önemli tetikleyicileri arasında görülmektedir (Roy & Campbell, 2013).
  • Sosyal belirleyiciler de depresif bozuklukların başlangıcı ve seyrini anlamada kritik öneme sahiptir. Sosyoekonomik durum, sosyal destek ve kültürel bağlam bu noktada belirleyici rol oynar. Sosyal izolasyon ve destek sistemlerinin eksikliği depresyon belirtilerini ağırlaştırabilirken, olumsuz ekonomik koşullar belirli topluluklarda depresyonun daha yaygın görülmesine yol açmaktadır (Damodar ve ark., 2023). Cinsiyet farklılıkları da depresyonun yaygınlığında kendini gösterir. Kadınların depresyon yaşama olasılığı erkeklerden daha yüksek olup, bunun biyolojik (örn. hormonal dalgalanmalar) ve psiko-sosyal (örn. toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılık) faktörlerin birleşiminden kaynaklandığı düşünülmektedir (Günay & Çiçekliyurt, 2025).

Depresif (Depresyon) Bozukluklarının Belirtileri

Depresif bozukluklar, bireyin duygusal, bilişsel ve fiziksel iyi oluşunu ciddi şekilde etkileyen çok sayıda belirtiyi kapsar. En yaygın tanımlanan depresyon belirtileri; derin üzüntü, daha önce keyif alınan aktivitelerden zevk alamama (anhedoni), yorgunluk, değersizlik ya da aşırı suçluluk duyguları ve ölüm ya da intihar düşüncelerinin tekrar tekrar ortaya çıkmasıdır (Silk ve ark., 2007).

Duygusal belirtilere çoğunlukla bilişsel bozulmalar da eşlik eder. Bunlar arasında dikkat toplamada, karar vermede ve bilgiyi hatırlamada güçlükler sayılabilir. Bu bilişsel yetersizlikler, çaresizlik duygularını pekiştirerek depresyon döngüsünü daha da ağırlaştırabilir (Silk ve ark., 2007). Ayrıca, bireylerde fizyolojik belirtiler de görülebilir: uyku bozuklukları (uykusuzluk ya da aşırı uyuma), iştah değişiklikleri (artış ya da azalma), psikomotor ajitasyon ya da yavaşlama (Machado ve ark., 2019). Bu bedensel belirtiler depresyonun önemli göstergeleridir ve günlük işlevsellik ile yaşam kalitesini olumsuz etkiler.

Çocuklar ve ergenlerde depresyon belirtileri yetişkinlere kıyasla farklı şekilde ortaya çıkabilir. Araştırmalar, genç bireylerin açık bir üzüntü halinden çok irritabilite, ani duygu değişimleri ve davranışsal sorunlar gösterebileceğini ortaya koymaktadır (Silk ve ark., 2007). Ayrıca, olumsuz geri bildirimlere karşı artmış duyarlılık ve sosyal ilişkilerden geri çekilme gibi özgül duygusal tepkiler de rapor edilmiştir (Machado ve ark., 2019).

Unutulmamalıdır ki depresyon belirtileri bireyler arasında önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Altta yatan tıbbi durumlar (ör. kronik ağrı, metabolik bozukluklar), psikolojik stresörler (ör. travma) ve sosyal çevre, depresyonun belirtilerini ve şiddetini etkileyebilir. Bu çeşitlilik, her bireyin özgün belirti profili ve ilişkili faktörleri dikkate alan kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarını gerekli kılar.

Depresif Bozukluk Türleri

Depresif bozukluklar, belirti özellikleri, başlangıç örüntüleri ve tedavi yaklaşımları açısından farklılık gösteren çeşitli türlere ayrılabilir. En bilinen türler arasında Majör Depresif Bozukluk (MDB), Süreğen Depresif Bozukluk (SDB ya da distimi), Bipolar Bozukluk ve Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu (SAD) yer almaktadır.

  • Majör Depresif Bozukluk (MDB): MDB, en az iki hafta süren depresif duygu durum veya aktivitelerden zevk alamama ile karakterize bir ya da daha fazla majör depresif epizodun görülmesiyle tanımlanır. İştah ve uyku değişiklikleri, yorgunluk, değersizlik ya da aşırı suçluluk duyguları, konsantrasyon güçlüğü ve ölüm ya da intihar düşüncelerinin tekrarlaması sık görülen belirtilerdendir (Weinstock ve ark., 2009). MDB günlük işlevselliği ve yaşam kalitesini ciddi biçimde bozabilir.
  • Süreğen Depresif Bozukluk (SDB): Önceki adıyla distimi olarak bilinen bu durum, yetişkinlerde en az iki yıl (çocuk ve ergenlerde en az bir yıl) süren kronik düşük duygu durumuyla karakterizedir. Belirtileri genellikle MDB’ye göre daha hafif olmakla birlikte, uzun süreli olması nedeniyle işlevselliği ve genel iyi oluşu olumsuz etkiler (Benazzi, 2000).
  • Bipolar Bozukluk: Depresif ve manik epizodların birlikte görülmesiyle tanımlanan bir duygudurum bozukluğudur (Geoffroy ve ark., 2013). Depresif ve manik duygu durum dalgalanmaları kişinin yaşamını ciddi biçimde bozabilir ve karmaşık tedavi stratejileri gerektirebilir.
  • Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu (SAD): Belirli mevsimlerde, genellikle gün ışığının azaldığı kış aylarında ortaya çıkan tekrarlayıcı depresif epizodlarla karakterizedir. Bu dönemde kişilerde uyku ve iştah artışı, kilo alımı ve sosyal işlevsellikte bozulma görülebilir; belirtiler ilkbahar ya da yaz aylarında hafifler (Rizavas ve ark., 2023).
  • Diğer alt türler: Atipik depresyon (artan iştah ve aşırı uyuma gibi özelliklerle tanımlanır) ve çift depresyon (SDB üzerine eklenen MDB epizodları) da literatürde tanımlanmıştır (Clarke ve ark., 1999). Her bir depresif bozukluk türü farklı klinik sonuçlar doğurur ve tedavi sürecinde bireyselleştirilmiş yaklaşımlar gerektirir.

Depresif Bozuklukların Tedavisi

Depresif bozuklukların tedavisi, Şema Terapisi (ŞT) ve Duygu Odaklı Terapi (DOT) gibi çeşitli psikoterapötik yaklaşımlarla etkili biçimde ele alınabilir. Her iki terapi de depresif belirtilere yol açan duygular, bilişsel kalıplar ve uyumsuz davranışların karmaşık etkileşimini hedef alır; ancak bunu farklı mekanizmalarla gerçekleştirir.

Şema Terapisi (ŞT): Jeffrey Young tarafından geliştirilen Şema Terapisi, çocukluk deneyimlerinden kaynaklanan erken dönem uyumsuz şemaları (hedefler. Bu şemalar, bireyin yaşam boyu duygusal ve davranışsal tepkilerini şekillendirir ve işlevsiz başa çıkma biçimleriyle birleşerek depresyonu sürdürebilir (Tirandaz & Akbari, 2018). ŞT, bilişsel, davranışçı ve deneyimsel tekniklerin birleşiminden oluşur. Depresyonda özellikle kendilikle ilgili olumsuz inançlar ve duygusal yoksunluk temaları ön plandadır. Şema Terapisi, geleneksel bilişsel-davranışçı yaklaşımlara göre daha derinlemesine ilişkisel bir çerçeve sunduğu için, kronik ve tedaviye dirençli depresyon vakalarında daha etkili sonuçlar vermektedir. Araştırmalar, ST’nin depresif belirtileri azaltmada ve duygusal düzenlemeyi güçlendirmede etkili olduğunu göstermektedir (Tirandaz & Akbari, 2018). Özellikle kişilik bozukluklarıyla birlikte seyreden kronik depresyonda, klasik BDT’ye kıyasla daha olumlu sonuçlar verdiği bildirilmektedir (Arendt ve ark., 2024). ST’de depresyon tedavisinde öne çıkan unsurlar:

  • Şemaların tanımlanması: Bireyin kendini kusurlu, terk edilmiş veya değersiz hissetmesine yol açan şemaların fark edilmesi.
  • Deneyimsel teknikler: İmgeleme çalışmaları ve sandalye çalışmalarıyla duygularla yeniden temas edilmesi, böylece düzeltici duygusal deneyimlerin sağlanması.
  • Bilişsel yeniden yapılandırma: Negatif inançların sorgulanması ve daha işlevsel düşünce kalıplarının geliştirilmesi.
  • Şema mod çalışması: “İncinmiş çocuk” gibi duygusal modların tanımlanması ve bu modlarla daha sağlıklı şekilde başa çıkmanın öğrenilmesi.

Duygu Odaklı Terapi (DOT): Leslie Greenberg tarafından geliştirilen DOT, depresyonun duygusal boyutuna odaklanır ve duyguların işlenmesi, dönüştürülmesi ve ifade edilmesini tedavinin merkezine koyar. Araştırmalar, DOT’un depresyon tedavisinde belirgin semptom azalması ve duygusal iyilik hali artışı sağladığını göstermektedir (Adubale & Tokurah, 2024). DOT’un depresyon tedavisindeki başlıca hedefleri:

  • Duygusal farkındalık: Danışanın duygularını tanımasına, adlandırmasına ve tekrar eden duygusal örüntülerini anlamasına yardımcı olmak.
  • Duygu düzenleme: Yoğun üzüntü, öfke veya umutsuzluk gibi duygularla baş etme becerilerini geliştirmek, sağlıklı ifade biçimleri kazandırmak.
  • Deneyimsel egzersizler: İmgeleme ve rol canlandırma gibi tekniklerle bireyin duygularıyla güvenli biçimde temas kurmasını sağlamak.
  • Duygusal dönüşüm: Bastırılan duyguların işlenmesine izin vererek kişinin içsel bir rahatlama ve yaşamla yeniden etkileşim geliştirmesine olanak tanımak.

Bütünleştirici Yaklaşım: Şema Terapisi ve DOT’un birlikte kullanıldığında depresyonun farklı boyutlarını kapsayan güçlü bir çerçeve sunar. ŞT, işlevsiz şemaların fark edilip dönüştürülmesine odaklanırken; DOT, duyguların keşfi ve işlenmesini ön plana çıkarır. Bu bütüncül yaklaşım, depresyondan iyileşme sürecini desteklerken hem bilişsel yeniden yapılandırma hem de duygusal farkındalık kazandırarak kalıcı değişim sağlar.

Depresyonu Önlemek için Neler Yapılabilir?

Depresif bozuklukların önlenmesi ve başa çıkılması, günlük yaşamda uygulanabilecek çeşitli stratejilerle mümkün olabilir. Klinik bulgular ve araştırmalar, psikolojik dayanıklılık, fiziksel aktivite, sosyal destek ve öz bakım uygulamalarının bu süreçte etkili olduğunu göstermektedir.

  • Düzenli fiziksel aktivite: Egzersiz, depresif belirtileri hafifletmek için en güçlü kanıtlara sahip yöntemlerden biridir. Egzersiz endorfin salınımını artırır, duygu durumunu iyileştirir ve özsaygıyı destekleyerek depresif semptomları azaltır. Günlük yürüyüş veya yoga gibi orta düzeyde aktivitelerin bile duygusal sağlık üzerinde belirgin olumlu etkiler yarattığı gösterilmiştir (Lan ve ark., 2015).
  • Günlük rutin oluşturmak: Düzenli bir günlük plan, bireye normallik ve öngörülebilirlik hissi verir, bu da depresyona eşlik eden kaygıyı azaltabilir. Ev işleri, hobiler ve sosyal etkinliklere düzenli olarak katılmak, keyifsizlik ve isteksizlikle baş etmeye yardımcı olur (Liu ve ark., 2023).
  • Sağlıklı uyku alışkanlıkları: Yeterli uyku, ruh sağlığı için kritik önemdedir. Çalışmalar hem yetersiz hem de aşırı uykunun depresif belirtileri kötüleştirdiğini ortaya koymuştur (Lee ve ark., 2024). Bu nedenle düzenli uyku hijyeni — her gün aynı saatte yatıp kalkmak, yatmadan önce ekran kullanımını sınırlamak, dinlendirici bir uyku ortamı oluşturmak — önemlidir.
  • Farkındalık ve stres yönetimi: Meditasyon ve derin nefes egzersizleri, stresi azaltmada ve duygusal düzenlemeyi güçlendirmede oldukça etkilidir. Farkındalık çalışmaları, düşünce ve duyguların yargısız fark edilmesini sağlayarak olumsuz duygulara verilen tepkileri daha sağlıklı hale getirir. Düzenli uygulandığında, depresif belirtileri besleyen tekrar eden olumsuz düşünceleri (ruminasyon) azaltabilir (Lee ve ark., 2024).
  • Sosyal destek: Arkadaşlar, aile veya destek gruplarıyla ilişki kurmak depresif duygularla baş etmede kritik rol oynar. Araştırmalar, sosyal bağların depresif belirtilere karşı koruyucu etkilerini vurgulamaktadır (Kok ve ark., 2014).
  • Uyumlu başa çıkma stratejileri: Olumsuz başa çıkma yolları yerine işlevsel olanları benimsemek gerekir. Olumsuz düşüncelerin daha gerçekçi ve olumlu bakış açılarıyla yeniden çerçevelenmesi, duygusal dayanıklılığı artırır (Shafique ve ark., 2024). Problem çözme ve stresle başa çıkma becerilerini geliştirmek günlük zorluklarla daha sağlıklı bir şekilde mücadele etmeyi sağlar.
  • Öz bakım uygulamaları: Hobiler, yaratıcı uğraşlar veya gevşeme teknikleri gibi öz bakım faaliyetleri, bireye keyif ve başarı hissi kazandırır. Ayrıca omega-3 yağ asitleri, vitamin ve mineraller açısından zengin dengeli bir beslenme, ruh sağlığını destekler (Barman ve ark., 2024).

Tüm bunların ışığında, düzenli egzersiz, rutin oluşturma, farkındalık uygulamaları, sosyal destek, uyumlu başa çıkma yöntemleri ve öz bakım alışkanlıkları depresyonu önlemede ve onunla başa çıkmada önemli rol oynar. Bu çok yönlü yaklaşım, hem duygusal dayanıklılığı artırır hem de ruhsal iyilik halini güçlendirir.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Depresif kişilik nedir?

Sürekli karamsar, umutsuz ve olumsuz bakış açısına sahip olma eğilimini ifade eder.

Depresyona girince ne yapmalı?

Bir uzmandan destek almak, günlük rutini sürdürmek ve sosyal çevreden kopmamak önemlidir.

Depresyon atakları nasıl olur?

Yoğun çökkünlük, umutsuzluk, enerji kaybı ve günlük işlevlerde belirgin düşüşle seyreder.

Neyin eksikliği depresyon yapar?

Serotonin gibi bazı nörotransmitterlerin dengesizliği ve D vitamini, B12 gibi vitamin eksiklikleri depresyonla ilişkilendirilebilir.

En tehlikeli depresyon türü hangisidir?

İntihar riskinin en yüksek olduğu majör depresif bozukluk, en tehlikeli tür olarak kabul edilir.

Depresyon akıl hastalığına dönüşür mü?

Depresyon ağırlaştığında işlevselliği ciddi biçimde bozabilir, ancak doğru tedaviyle kontrol altına alınabilir.

Depresyonu ne tetikler?

Stres, travmalar, kayıplar, biyolojik yatkınlıklar ve sosyal izolasyon başlıca tetikleyicilerdir.

Depresyondaki insan nasıl düşünür?

Genellikle değersizlik, umutsuzluk, suçluluk ve olumsuz gelecek beklentileriyle düşünür.

Depresyona ne iyi gelir?

Psikoterapi, ilaç tedavisi, düzenli egzersiz, sağlıklı uyku, sosyal destek ve farkındalık çalışmaları yararlı olabilir.

Majör depresyon nedir?

En az iki hafta süren, günlük işlevleri ciddi biçimde bozan yoğun depresyon tablosudur.

Depresyon hangi aylarda artar?

Gün ışığının azaldığı kış aylarında, özellikle mevsimsel depresyon daha sık görülür.

Depresyonda olan birine nasıl davranılır?

Yargılamadan dinlemek, yanında olduğunu hissettirmek ve profesyonel destek almasına teşvik etmek gerekir.

Depresyon ilerlerse ne olur?

Kronikleşebilir, işlevselliği bozabilir ve intihar riskini artırabilir.

Depresyona hangi doktor bakar?

Psikiyatristler tanı koyar ve tedavi planlar; psikologlar/psikolojik danışmanlar terapi sürecinde destek olur.

Depresyon kaç gün sürer?

Süre kişiden kişiye değişir; majör depresyon en az iki hafta sürer, tedavi edilmezse aylarca devam edebilir.

Depresyon ilaçsız tedavi edilir mi?

Hafif vakalarda psikoterapi, yaşam tarzı değişiklikleri ve destekleyici yöntemler etkili olabilir. Orta-ağır vakalarda ilaç gerekebilir.

Depresyonda iyileşme belirtileri nelerdir?

Enerjide artış, uyku ve iştahın dengelenmesi, ilgi ve motivasyonun geri gelmesi, daha umutlu düşünceler.

Kaynakça

Adubale, A. and Tokurah, A. (2024). Effectiveness of dialectical behaviour and schema-focused therapies in the management of depressive disorders among in-school adolescents in edo state. Mediterranean Journal of Social Sciences, 15(6), 71. https://doi.org/10.36941/mjss-2024-0055

Andrews, G., Brugha, T., Thase, M., Duffy, F., Rucci, P., & Slade, T. (2007). Dimensionality and the category of major depressive episode. International Journal of Methods in Psychiatric Research, 16(S1), S41-S51. https://doi.org/10.1002/mpr.216

Arendt, I., Gondan, M., Juul, S., Hastrup, L., Hjorthøj, C., Bach, B., … & Møeller, S. (2024). Schema therapy versus treatment as usual for outpatients with difficult-to-treat depression: study protocol for a parallel group randomized clinical trial (depre-st). Trials, 25(1). https://doi.org/10.1186/s13063-024-08079-9

Barman, P., Rahut, D., & Mishra, R. (2024). Mediating role of social disengagement and loneliness in the nexus between functional health and mental well-being in older individuals. Scientific Reports, 14(1). https://doi.org/10.1038/s41598-024-66919-9

Benazzi, F. (2000). Atypical bipolar ii depression compared with atypical unipolar depression and nonatypical bipolar ii depression. Psychopathology, 33(2), 100-102. https://doi.org/10.1159/000029128

Clarke, M., Moran, P., Keogh, F., Morris, M., Kinsella, A., Larkin, C., … & O’Callaghan, E. (1999). Seasonal influences on admissions for affective disorder and schizophrenia in ireland: a comparison of first and readmissions. European Psychiatry, 14(5), 251-255. https://doi.org/10.1016/s0924-9338(99)00174-1

Damodar, G., R, S., Alavala, R., G, S., & Chakravarthi, G. (2023). Prevalence of anxiety, depression and stress in patients with cardiovascular diseases: a prospective study in cardiology ward of tertiary care hospital. Journal of Young Pharmacists, 15(1), 161-166. https://doi.org/10.5530/097515050534

Evilia, W., Wahyuni, A., & Aryani, L. (2021). Literature review: immune system and its relation to depression. Jurnal Psikiatri Surabaya, 10(2), 46. https://doi.org/10.20473/jps.v10i2.28416

Geoffroy, P., Bellivier, F., Scott, J., Boudebesse, C., Lajnef, M., Gard, S., … & Étain, B. (2013). Bipolar disorder with seasonal pattern: clinical characteristics and gender influences. Chronobiology International, 30(9), 1101-1107. https://doi.org/10.3109/07420528.2013.800091

Günay, M. and Çiçekliyurt, M. (2025). Recent insights into depression from transcriptomic analysis. Postępy Psychiatrii I Neurologii, 34(1), 1-10. https://doi.org/10.5114/ppn.2025.149873

Kok, G., Rijsbergen, G., Burger, H., Elgersma, H., Riper, H., Cuijpers, P., … & Bockting, C. (2014). The scars of childhood adversity: minor stress sensitivity and depressive symptoms in remitted recurrently depressed adult patients. Plos One, 9(11), e111711. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0111711

Lan, S., Lin, Y., Chen, S., Lin, Y., & Wang, Y. (2015). Effects of acupressure on fatigue and depression in hepatocellular carcinoma patients treated with transcatheter arterial chemoembolization: a quasi-experimental study. Evidence-Based Complementary and Alternative Medicine, 2015, 1-10. https://doi.org/10.1155/2015/496485

Lee, S., Mukherjee, D., Rush, J., Lee, S., & Almeida, D. (2024). Too little or too much: nonlinear relationship between sleep duration and daily affective well-being in depressed adults. BMC Psychiatry, 24(1). https://doi.org/10.1186/s12888-024-05747-7

Machado, M., Stergiopoulos, V., Maes, M., Kurdyak, P., Lin, P., Wang, L., … & Carvalho, A. (2019). Depression and anxiety in adults with hidradenitis suppurativa. Jama Dermatology, 155(8), 939. https://doi.org/10.1001/jamadermatol.2019.0759

Rizavas, I., Gournellis, R., Douzenis, P., Efstathiou, V., Bali, P., Lagouvardos, K., … & Douzenis, A. (2023). A systematic review on the impact of seasonality on severe mental illness admissions: does seasonal variation affect coercion?. Healthcare, 11(15), 2155. https://doi.org/10.3390/healthcare11152155

Roy, A. and Campbell, M. (2013). A unifying framework for depression: bridging the major biological and psychosocial theories through stress. Clinical & Investigative Medicine, 36(4), E170-E190. https://doi.org/10.25011/cim.v36i4.19951

Shafique, F., Zada, A., Ali, M., Fatima, Z., Ali, Q., Ijaz, A., … & Huda, M. (2024). The development of daily activities schedule for depressive patients. IJSS, 1(4), 296-305. https://doi.org/10.62583/0a8ag686

Silk, J., Dahl, R., Ryan, N., Forbes, E., Axelson, D., Birmaher, B., … & Siegle, G. (2007). Pupillary reactivity to emotional information in child and adolescent depression: links to clinical and ecological measures. American Journal of Psychiatry, 164(12), 1873-1880. https://doi.org/10.1176/appi.ajp.2007.06111816

Tirandaz, S. and Akbari, B. (2018). The effectiveness of group schema therapy on adjusting the early maladaptive schemas of the drug-dependent women. Avicenna Journal of Neuro Psych Physiology, 123-130. https://doi.org/10.32598/ajnpp.5.3.123

Weinstock, L., Strong, D., Uebelacker, L., & Miller, I. (2009). Differential item functioning of dsm‐iv depressive symptoms in individuals with a history of mania versus those without: an item response theory analysis. Bipolar Disorders, 11(3), 289-297. https://doi.org/10.1111/j.1399-5618.2009.00681.x

Dr. Psikolog Beyhan Ceren Şenalp

Dr. Psikolog Beyhan Ceren Şenalp, Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden tam burslu mezun olan Dr. Şenalp, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini Pamukkale Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı’nda tamamladı.