Search on this blog

Search on this blog

Sosyal Fobi

Sosyal Fobi, DSM-5’teki adı ile Sosyal Kaygı Bozukluğu ya da Sosyal Anksiyete Bozukluğu (SAD), yaygın adıyla sosyal fobi, bireylerin başkaları tarafından gözlenebileceği ya da olumsuz değerlendirilebileceği sosyal durumlara karşı yoğun ve kalıcı bir korku ile karakterizedir. Bu bozukluk genellikle ergenlik veya erken yetişkinlik döneminde ortaya çıkar ve bu yaş grubunun yaklaşık %3 ila %11’ini etkiler (Tarakçıoğlu & Balkanas, 2024). SAD’nin en belirgin özelliği, orantısız bir şekilde olumsuz değerlendirilme korkusudur; bu da sosyal, mesleki ve diğer önemli işlev alanlarında ciddi bozulmalara yol açar (Hofmann ve ark., 2010). Sosyal anksiyete bozukluğu yaygın ismi ile sosyal fobi veya sosyal kaygı işlevselliği bozan bir durumdur; çok sayıda etkenden beslenir ve çoğu zaman başka psikolojik bozukluklarla birlikte seyreder. Bu bozukluğun karmaşıklığını anlamak ve etkili tedavi için çok yönlü yaklaşımlar geliştirmek hem ruh sağlığı profesyonelleri hem de bu sorunu yaşayan bireyler açısından kritik öneme sahiptir.

Sosyal Anksiyete Bozukluğunun Nedenleri

Sosyal Anksiyete Bozukluğu’nun (SAD) etiyolojisi karmaşıktır ve genetik, psikolojik, çevresel ve sosyokültürel faktörlerin çok boyutlu etkileşimini içerir. SAD’nin nedenlerini anlamak önemlidir; çünkü bozukluk oldukça yaygındır ve bireylerin yaşam kalitesi ile işlevselliklerini ciddi biçimde etkiler.

  • Genetik faktörler: Genetik yatkınlık, SAD’nin gelişiminde önemli rol oynar. İkiz çalışmalarında, SAD dâhil anksiyete bozukluklarının yüksek kalıtımsallık gösterdiği bulunmuştur; bu da genetik faktörlerin etiyolojide belirgin katkısı olduğunu göstermektedir (Sawyers ve ark., 2019).

  • Psikolojik faktörler: Psikolojik etkenler, bilişsel ve duygusal süreçleri kapsar. Bilişsel modeller, sosyal ipuçlarının tehdit edici biçimde yanlış yorumlanması ve başkalarının olumsuz değerlendirmesinden aşırı korkulması gibi olumsuz düşünce kalıplarının rolünü vurgular. Erken dönem sosyal deneyimler de bu uyumsuz inançları pekiştirebilir. Örneğin, davranışsal ketlenmeye sahip çocuklar veya aşırı koruyucu ebeveynlik tarzına maruz kalanlar ilerleyen dönemde sosyal anksiyete açısından daha yüksek risk altındadır; çünkü bu faktörler sosyal beceriler ve özgüven gelişimini etkiler (Cankardaş, 2019).

  • Çevresel faktörler: Çevresel etkiler, SAD belirtilerinin ortaya çıkışını ve şiddetini önemli ölçüde etkiler. Çocuklukta yaşanan zorbalık veya aşağılayıcı sosyal deneyimler, sosyal fobinin gelişimine yol açabilir. Aşırı eleştirel ebeveynlik ya da destekleyici arkadaş ilişkilerinin eksikliği de risk faktörleri arasındadır. Araştırmalar, olumsuz çocukluk deneyimlerinin (aile dinamikleri, akran ilişkileri) anksiyete bozukluklarına zemin hazırlayan ortamlar oluşturduğunu ortaya koymaktadır (Skelton, 2025).

  • Sosyokültürel faktörler: Sosyokültürel unsurlar da SAD’nin nedenlerini anlamada kritik öneme sahiptir. Kültürel normlar, bireylerin sosyal etkileşimleri nasıl algıladığını ve neyin tehdit olarak görüldüğünü şekillendirebilir. Örneğin, toplulukçu kültürlerde sosyal uyumun önemsenmesi, başkalarının değerlendirmelerine yönelik kaygıyı artırabilirken; bireyci kültürlerde bu durum farklı biçimlerde tezahür edebilir (Hofmann ve ark., 2010). Sosyal durumların “yüksek riskli” olarak algılanışı kültürler arasında değişiklik gösterir ve bu da SAD’nin küresel yaygınlığını etkileyebilir (Hofmann ve ark., 2010).

Sosyal Anksiyete Bozukluğunun Belirtileri

Sosyal Anksiyete Bozukluğu (SAD), bireyin başkaları tarafından gözlemleneceği ya da olumsuz değerlendirileceği sosyal durumlara karşı yoğun bir korku ile tanımlanır. Bu durum, önemli ölçüde sıkıntıya ve söz konusu ortamlardan kaçınmaya yol açar. SAD’nin belirtileri hem psikolojik hem de fiziksel düzeyde ortaya çıkar, bu da bozukluğun karmaşık yapısını yansıtır.

Psikolojik belirtiler arasında sosyal etkileşimlere dair belirgin kaygı öne çıkar. Bireyler genellikle aşırı derecede benlik farkındalığı yaşar ve başkalarının önünde rezil olacaklarından yoğun şekilde korkarlar. Gelecekteki sosyal etkileşimlere dair beklenti, kaçınma davranışlarına yol açabilir; kişiler sosyal etkinliklere katılmayı reddedebilir veya başa çıkmak için karmaşık stratejiler geliştirebilir. Bu da yaşam işlevselliğinde belirgin bozulma ve duygusal sıkıntı yaratır (Grös ve ark., 2022). Ayrıca, SAD yaşayan bireyler sıklıkla bilişsel çarpıtmalar sergiler. Kendilerini olumsuz değerlendirir, mutlaka hata yapacaklarına ya da başkaları tarafından olumsuz görüleceklerine inanırlar (Hunt ve ark., 2002). Bu tür çarpıtmalar yalnızca kaygıyı artırmakla kalmaz, aynı zamanda depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğu gibi eşlik eden ruhsal sorunların gelişmesine de zemin hazırlar

Fiziksel belirtiler arasında terleme, titreme, kızarma ve kalp atışlarının hızlanması yer alır. Araştırmalar, bu fiziksel belirtilerin diğer anksiyete bozukluklarında görülenlere benzediğini ve yaşanan sıkıntıyı artırdığını göstermektedir (Chartrand ve ark., 2011). Ayrıca bulantı ve gastrointestinal rahatsızlıklar da görülebilir; bu da, özellikle bu belirtilerin kamusal alanda yaşanacağı korkusuyla sosyal kaçınmayı şiddetlendirebilir (Forbes ve ark., 2021).

Bunlarla birlikte, SAD sıklıkla depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğu gibi diğer psikolojik bozukluklarla birlikte görülür. Çalışmalar, sosyal anksiyete ve depresif belirtiler arasında çift yönlü güçlü bir ilişki olduğunu; birindeki artışın zaman içinde diğerinde de artışa yol açabileceğini göstermektedir. Ayrıca, SAD olan bireylerde yeme bozuklukları ve madde kullanım bozukluklarının daha yüksek oranlarda görüldüğü; bunun da tedavi sürecini zorlaştırdığı bildirilmektedir (Ho ve ark., 2024).

Sonuç olarak, sosyal fobi, hem bilişsel hem de fiziksel düzeyde kendini gösteren ve önemli sıkıntıya yol açan belirtilerle karakterizedir. Bu belirtilerin tanınması hem tanı süreci hem de kişiye özgü tedavi planlarının geliştirilmesi açısından kritik öneme sahiptir.

Sosyal Anksiyete Bozukluğunun Tedavisi

Sosyal Anksiyete Bozukluğu’nun (SAB) tedavisi çeşitli terapötik yaklaşımlar çerçevesinde ele alınabilir. Bu yaklaşımlar arasında Şema Terapisi (ŞT) ve Duygu Odaklı Terapi (DOT), kendine özgü müdahaleleri ve etkinlikleri nedeniyle giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Şema Terapisi, erken yaşam deneyimlerinden kaynaklanan derin bilişsel ve duygusal örüntüleri ele alan bütüncül bir psikolojik tedavi yöntemidir. Duygu Odaklı Terapi ise duyguların terapötik süreçteki önemine vurgu yapar; danışanların duygularını fark etmelerini, ifade etmelerini ve düzenlemelerini kolaylaştırır. Her iki yaklaşım da, SAB’a eşlik eden işlev bozucu belirtileri hafifletmeyi, bozukluğun bilişsel ve duygusal boyutlarına odaklanarak sağlamayı amaçlar.

  • Sosyal Anksiyete Bozukluğunda Şema Terapisi: Şema Terapisi, erken dönemde karşılanmamış ihtiyaçlar ve işlevsel olmayan ilişkiler sonucunda çocuklukta gelişen ve kalıcı hale gelen erken dönem uyumsuz şemalara odaklanır. SAB bağlamında bu şemalar, kusurluluk, kırılganlık ya da sosyal izolasyon gibi temaları içerebilir ve olumsuz değerlendirilme korkusunu daha da artırabilir. ŞT, bilişsel yeniden yapılandırma, deneyimsel alıştırmalar ve davranışsal stratejiler gibi çeşitli teknikleri kullanarak bu şemaların fark edilmesine ve dönüştürülmesine yardımcı olur. Böylece danışanın benlik algısını güçlendirmesi ve kaygı düzeyinin azalması hedeflenir. Araştırmalar, SAB yaşayan bireylerde sosyal reddedilme şemalarının ve eleştiriye karşı aşırı hassasiyetin sık görüldüğünü, bunun da sosyal durumlarda beklenti kaygısını artırdığını göstermektedir (Shahar, 2020). ŞT, danışanların bu köklü inançlarla adım adım yüzleşmesini sağlayarak, bilişsel değişim ve duygusal iyileşmeye zemin hazırlar. Örneğin, danışanlar yönlendirilmiş imgeleme ya da rol canlandırma çalışmalarıyla korkulan sosyal etkileşimleri güvenli bir ortamda deneyimler ve böylece direnç ve öz yeterlilik geliştirirler.

    Bunun yanında Şema Terapisi yalnızca bilişsel çarpıtmaları ve kaçınma davranışlarını hedef almakla kalmaz, aynı zamanda sosyal kaygının sürmesinde rol oynayan ilişkisel boyutlara da vurgu yapar. Danışanlar sınır koymayı öğrenir, duygusal zekâlarını geliştirir ve sosyal ipuçlarını daha sağlıklı biçimde yorumlamayı öğrenirler. Bu bütünleşik yapı, SAB tedavisinde Şema Terapisi’ni kapsamlı bir yöntem haline getirir.

  • Sosyal Anksiyete Bozukluğunda Duygu Odaklı Terapi: Duygu Odaklı Terapi, sosyal etkileşimlerle ilişkili duyguların anlaşılması ve düzenlenmesi üzerine yoğunlaşan değerli bir diğer tedavi yaklaşımıdır. DOT’a göre duygusal deneyimler, bireylerin sosyal bağlamdaki davranışlarını ve kendilik algılarını biçimlendirir. Bu nedenle, bireylerin duygularını işlemeyi öğrenmeleri tedavide kritik bir adımdır. DOT, özellikle yargılanma ya da küçük düşme korkusu gibi uyumsuz duygusal tepkilerin kökeninde yer alan utanç ve olumsuz deneyimlerin ele alınmasına yardımcı olur.

    Klinik uygulamada DOT, danışanları duygularını bastırmak yerine onlarla şimdi ve burada kalmaya teşvik eden deneyimsel teknikler kullanır. Bu yaklaşım, bireylerin duygusal farkındalık ve düzenleme becerileri geliştirmelerine olanak tanır ve daha önce yoğun kaygı uyandıran sosyal durumlarla başa çıkmalarını kolaylaştırır. Araştırmalar, DOT’un bireylere duygularını geçerli ve anlaşılır biçimde yeniden değerlendirmeyi öğretmesiyle, özerklik ve öz değer duygusunu güçlendirdiğini ve sosyal kaygı belirtilerini azalttığını göstermektedir (Shahar, 2020).

    DOT sürecinde danışanlar, duygularını dile getirmeyi öğrenir, uyumlu ve uyumsuz duyguları ayırt eder ve sosyal durumlarla ilişkili karmaşık hisleri çözümlemeye çalışır. Bu duygusal işleme, sosyal işlevsellikte ve genel ruh sağlığında belirgin iyileşmeler sağlar. Ayrıca DOT, kişilerarası ilişkileri geliştirmeye yönelik teknikler içerir ki bu, sosyal etkileşimlerde zorlanan SAB danışanları için kritik bir kazanımdır.

  • Bütüncül Yaklaşımlar: Şema Terapisi ve Duygu Odaklı Terapi, SAB tedavisinde birbirini tamamlayıcı bir biçimde de kullanılabilir. Giderek daha fazla sayıda araştırmacı, bu iki yaklaşımın birlikte uygulanmasının terapötik faydayı artırabileceğini vurgulamaktadır. Entegre bir yaklaşım, DOT’un duygusal işleme tekniklerini güçlendirirken, ŞT’nin bilişsel çerçevesi ve şema çalışmasını da içine alır (Vriend ve ark., 2024). Böylece sosyal kaygının çok boyutlu doğasına hitap eden daha bütünlüklü bir tedavi planı oluşturulabilir.

    Son dönem çalışmalar, şema odaklı bilişsel tekniklerin duygu odaklı müdahalelerle birleştirilmesinin özellikle bilişsel çarpıtmalar ve duygusal düzensizlik yaşayan danışanlarda daha iyi sonuçlar verdiğini göstermektedir (Coelho ve ark., 2021). Bu entegratif yaklaşımlar, terapiye katılımı artırmakta ve uzun vadede daha sürdürülebilir iyileşme sağlamaktadır.

Sosyal Anksiyete ile Günlük Hayatta Mücadele Etme Yolları

Sosyal Anksiyete Bozukluğu (SAB) ile günlük yaşamda başa çıkmak, belirtileri yönetmeye ve genel işlevselliği artırmaya yönelik çok boyutlu bir yaklaşım gerektirir. Etkili stratejiler; bilişsel yeniden yapılandırma, duygusal düzenleme, sosyal durumlara kademeli maruz kalma ve destekleyici ilişkilerin güçlendirilmesine odaklanır. Aşağıda, mevcut literatüre dayalı olarak bu stratejilerin ayrıntılı bir özetine yer verilmiştir.

  • Bilişsel Yeniden Yapılandırma: Bilişsel Davranışçı Terapi’nin (BDT) temel tekniklerinden biri olan bilişsel yeniden yapılandırma, bireylerin sosyal kaygıyla ilişkili olumsuz düşüncelerini sorgulamasına ve dönüştürmesine yardımcı olur. Felaketleştirme ya da zihin okuma gibi bilişsel çarpıtmalar, sosyal ortamlarda kaygıyı artırabilir. Bu düşünce kalıplarını fark ederek onları daha dengeli bakış açılarıyla değiştirmek, sosyal kaygının yoğunluğunu azaltır. Günlük tutma ya da öz yardım kitapları kullanmak bu süreci destekleyebilir ve bireylerin düşünce kalıplarını takip ederek daha sağlıklı tepkiler geliştirmesine katkı sunar.

  • Duygusal Düzenleme: SAB yaşayan bireyler sosyal ortamlarda sıklıkla yoğun olumsuz duygular deneyimledikleri için duygusal düzenleme becerileri kritik öneme sahiptir. Araştırmalar, durumun gerektirdiği şekilde esnek duygusal düzenleme stratejilerinin, yalnızca kaçınma ya da bastırmaya dayalı stratejilere kıyasla daha etkili olduğunu göstermektedir (Farmer & Kashdan, 2012). Örneğin, farkındalık (mindfulness) teknikleri bireylerin sosyal etkileşimler sırasında anda kalmasına ve duygusal tepkilerini daha sağlıklı yönetmesine yardımcı olabilir. Ayrıca derin nefes alma ya da aşamalı kas gevşetme gibi teknikler kaygıya bağlı fizyolojik tepkileri azaltmada etkili olabilir.

  • Sosyal Durumlara Kademeli Maruz Kalma: Korkulan sosyal durumlara kademeli olarak maruz kalma, sosyal kaygıyı yönetmede güçlü bir stratejidir. Maruz bırakma terapisi, kaygı uyandıran durumların en az rahatsız edici olandan en zorlayıcı olana doğru sistematik biçimde deneyimlenmesini içerir. Örneğin, birey önce tanıdık bir ortamda kısa sohbetler başlatabilir ve zamanla topluluk önünde konuşma gibi daha zorlayıcı durumlara ilerleyebilir. Araştırmalar bu yöntemin, bireylerin korkularıyla yüzleşmelerini kolaylaştırdığını ve kaçınma davranışlarını azalttığını göstermektedir (Haitani ve ark., 2021).

  • Sosyal Destek İnşa Etme: Sosyal kaygıyla başa çıkmada bir diğer önemli unsur, destekleyici ilişkiler kurmaktır. Güçlü sosyal ağlar, SAB ile ilişkili yalnızlık duygusunu hafifletir ve güven duygusunu pekiştirir. Benzer zorlukları yaşayan bireyler için düzenlenen grup etkinlikleri ya da destek grupları, aidiyet hissini artırabilir (Donaldson ve ark., 2023). Ayrıca, yakın bir arkadaş veya aile üyesinin sosyal etkinliklerde eşlik etmesi kaygıyı azaltabilir ve güveni artırabilir.

  • Olumlu Deneyimlerden Yararlanma: Olumlu deneyimler edinmek, sosyal kaygıyla ilişkili olumsuz duyguları dengeleyebilir. Günlük yaşamda keyif veren aktiviteler ya da destekleyici sosyal etkileşimler aramak, bireylerin özgüvenini güçlendirir ve olumlu anılar biriktirmelerini sağlar. Araştırmalar, olumlu sosyal deneyimlerin kaygıya karşı dayanıklılığı artırdığını ve genel iyilik halini desteklediğini göstermektedir (Arad ve ark., 2021).

  • Profesyonel Destek: Pek çok birey için SAB ile başa çıkmada profesyonel destek almak oldukça değerlidir. Şema terapi ya da duygu odaklı terapi gibi müdahaleler, sosyal kaygıyı yönetmeye yönelik yapılandırılmış ve etkili çerçeveler sunar. Terapistler bireylere kişiselleştirilmiş stratejiler geliştirme konusunda rehberlik eder ve bu becerilerin günlük yaşama aktarılmasını kolaylaştırır. Ayrıca, sosyal anksiyete hakkında psiko-eğitim sağlanması, bireylerin belirtileri ve etkili baş etme yöntemlerini anlamasını güçlendirir.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Sosyal fobi hangi yaşlarda başlar?

Genellikle ergenlik döneminde başlar, ancak çocuklukta da görülebilir.

Sosyal fobi tedavi edilebilir mi?

Evet, terapi ve gerektiğinde ilaç desteğiyle sosyal fobi tedavi edilebilir.

Sosyal fobi ne kadar sürede iyileşir?

Kişiden kişiye değişmekle birlikte, düzenli terapiyle birkaç ay içinde belirgin ilerleme sağlanabilir.

Sosyal fobi kendiliğinden geçer mi?

Çoğu zaman kendiliğinden kaybolmaz, profesyonel destek gerektirir.

Sosyal fobi ilaçsız geçer mi?

Evet, özellikle psikoterapi ile ilaçsız da iyileşme mümkündür. Ancak bazı durumlarda ilaç desteği faydalı olabilir.

Sosyal fobi nasıl yenilir?

Bilişsel davranışçı terapi, şema veya duygu odaklı terapi, kademeli maruz kalma çalışmaları ve destekleyici sosyal ilişkilerle yenilebilir.

Sosyal fobi tedavi edilmezse ne olur?

Tedavi edilmezse kaygı kronikleşebilir, iş, okul ve sosyal yaşamı olumsuz etkileyebilir.

Kaynakça

Arad, G., Shamai‐Leshem, D., & Bar‐Haim, Y. (2021). Social distancing during a covid-19 lockdown contributes to the maintenance of social anxiety: a natural experiment. Cognitive Therapy and Research, 45(4), 708-714. https://doi.org/10.1007/s10608-021-10231-7

Cankardaş, S. (2019). Kadın ve erkeklerde olumsuz değerlendirilme korkusunun belirlenmesinde algılanan ebeveyn tutumları ve benlik saygısının rolü. Psikoloji Çalışmaları / Studies in Psychology, 79-97. https://doi.org/10.26650/sp2018-0022

Chartrand, H., Cox, B., El‐Gabalawy, R., & Clara, I. (2011). Social anxiety disorder subtypes and their mental health correlates in a nationally representative canadian sample.. Canadian Journal of Behavioural Science/Revue Canadienne Des Sciences Du Comportement, 43(2), 89-98. https://doi.org/10.1037/a0022435

Coelho, G., Byrne, A., Hourihane, J., & DunnGalvin, A. (2021). The positive and negative affect schedule — food allergy (panas-fa): adaptation and psychometric properties. World Allergy Organization Journal, 14(12), 100615. https://doi.org/10.1016/j.waojou.2021.100615

Donaldson, J., Cruwys, T., Dawel, A., & Chen, J. (2023). Multiple group memberships protect against anticipatory anxiety for social situations. Journal of Community & Applied Social Psychology, 34(1). https://doi.org/10.1002/casp.2713

Farmer, A. and Kashdan, T. (2012). Social anxiety and emotion regulation in daily life: spillover effects on positive and negative social events. Cognitive Behaviour Therapy, 41(2), 152-162. https://doi.org/10.1080/16506073.2012.666561

Forbes, E., Byrne, G., O’Sullivan, J., Yang, J., Marsh, R., & Dissanayaka, N. (2021). Defining atypical anxiety in parkinson’s disease. Movement Disorders Clinical Practice, 8(4), 571-581. https://doi.org/10.1002/mdc3.13193

Grös, D., Allan, N., Koscinski, B., Keller, S., & Acierno, R. (2022). Influence of comorbid social anxiety disorder in ptsd treatment outcomes for prolonged exposure in female military sexual trauma survivors with ptsd. Journal of Clinical Psychology, 79(4), 1039-1050. https://doi.org/10.1002/jclp.23456

Haitani, T., Sakai, N., Mori, K., & Houjou, T. (2021). Situational factors influencing social anxiety in treatment-seeking adults who stutter: an exploratory factor analysis.. https://doi.org/10.31234/osf.io/h3957

Ho, P., Erceg‐Hurn, D., McEvoy, P., Campbell, B., Mathersul, D., Correia, H., … & Raykos, B. (2024). Examining co‐occurring social anxiety in cognitive behavioral therapy for eating disorders: does it change and does it moderate eating disorder outcomes?. International Journal of Eating Disorders, 57(8), 1776-1782. https://doi.org/10.1002/eat.24191

Hofmann, S., Asnaani, M., & Hinton, D. (2010). Cultural aspects in social anxiety and social anxiety disorder. Depression and Anxiety, 27(12), 1117-1127. https://doi.org/10.1002/da.20759

Hunt, C., Issakidis, C., & Andrews, G. (2002). Dsm-iv generalized anxiety disorder in the australian national survey of mental health and well-being. Psychological Medicine, 32(4), 649-659. https://doi.org/10.1017/s0033291702005512

Sawyers, C., Ollendick, T., Brotman, M., Pine, D., Leibenluft, E., Carney, D., … & Hettema, J. (2019). The genetic and environmental structure of fear and anxiety in juvenile twins. American Journal of Medical Genetics Part B Neuropsychiatric Genetics, 180(3), 204-212. https://doi.org/10.1002/ajmg.b.32714

Shahar, B. (2020). New developments in emotion-focused therapy for social anxiety disorder. Journal of Clinical Medicine, 9(9), 2918. https://doi.org/10.3390/jcm9092918

Skelton, M. (2025). Genetic overlap between functional impairment and depression and anxiety symptom severity: evidence from the glad study. Psychological Medicine, 55. https://doi.org/10.1017/s0033291725101037

Tarakçıoğlu, M. and Balkanas, M. (2024). Can cognitive behavioral therapy be effective for social anxiety disorder with dissociative and self-harm behaviors in a 15-year-old adolescent?. Medical Research Reports, 7(2), 114-119. https://doi.org/10.55517/mrr.1419278

Vriend, E., Moeijes, J., & Scheffers, M. (2024). Efficacy of psychomotor therapy for children and adolescents with anxiety disorders—a systematic literature review. Frontiers in Child and Adolescent Psychiatry, 2. https://doi.org/10.3389/frcha.2023.1182188

Dr. Psikolog Beyhan Ceren Şenalp

Dr. Psikolog Beyhan Ceren Şenalp, Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden tam burslu mezun olan Dr. Şenalp, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini Pamukkale Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı’nda tamamladı.